Hoşgeldiniz: iSLAMKENT
  Hosgeldin Misafirimiz, Giris veya Kayit anasayfa  ·  hesabınız  ·  dosyalar  ·  islami forum  ·  iletişim  

  Ana Menü
  Anasayfa

 Kuran-ı Kerim :
       Kuran-ı Kerim
       Tefsir (Elmalılı)
       Kısa Sureler
       Kuran Oku - Dinle
       Elifba
       Tecvid Dersi
 Siyer ve Sünnet :
       Kütübi Sitte
       Kuranda Peygamberler
       Hadislerle İslam
       Hac ve Umre
       Veda Hutbesi
 İslami Bilgi :
       Dinimi Öğreniyorum
       Temel Bilgiler
       Namaz Rehberi
       Namazla Diriliş
       Derin Bilgi
       Risale-i Nur
       İhtida Öyküleri
       İslam Tarihi
       Esmaül Hüsna
       Esmaül Hüsna (Slayt)
 Genel :
       Hikayeler
       Şiirler
       Anketler
       Dosyalar
       Gazeteler
       Yazı Arşivi
       İletişim
       Bizi Tavsiye Edin

  Derin Bilgi
Toplam Yazı: 56
Toplam Kategori: 17
Toplam Okuma: 689926



 Kur'an'da Şefaat, Ah..
 Hz. Peygamber ve Yap..
 Tasavvuf Üzerine Düş..
 Mü'minlerin Ahlakını..
 Allah (c.c) Kimleri ..
 Cehennemsiz Olmaz mı..
 Mahremiyet ve Tesett..
 Peygamber Duaları..
 Üstünlük Ölçümüz Tak..
 Büyük Aldanış: Dünya..


 Kadınlarla Tokalaşma..
 Hızır (a.s) Kimdir?..
 Peygamber Duaları..
 Kabir Hayatı Var mıd..
 Kur'an Okumaya Başla..
 Nazar Kavramı..
 Ahirete İmanın Bedel..
 Allah'ı (c.c) Gereği..
 Nuh (a.s) ve Tufan..
 Büyük Aldanış: Dünya..

  Esmaül Hüsna

"O, yaratan, var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Haşr-24)"

ALLAH
(Uluhiyete mahsus sıfatların hepsini kendinde toplayan İsm-i Azam)

RAHMÂN
(Bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve merhameti tercih eden)

RAHÎM
(Çok merhamet eden, nimet veren)

MELİK
(Bütün kainatın tek sahibi ve mutlak hükümdarı)

KUDDÛS
(Hatadan, gafletten ve her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren, kullarını selamete çıkaran)

MÜ'MİN
(Gönüllere iman ışığını veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMİN
(Kainatın bütün işlerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(İradesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan)

MÜTEKEBBİR
(Her şeyde büyüklüğünü gösteren)

HÂLIK
(Büyün mevcudatı takdirine uygun şekilde yaratan)

BÂRİ'
(Bir model olmaksızın canlıları yaratan)

MUSAVVİR
(Her şeye şekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahları bağışlayan)

KAHHÂR
(Her şeye her istediğini yapacak şekilde galip ve hakim)

VEHHÂB
(Karşılık beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren)

FETTÂH
(Zorlukları kolaylaştıran ve iyilik kapılarını açan)

ALÎM
(Herşeyi çok iyi bilen)

KÂBID
(Rızkı tutan, canlıların ruhunu alan)

BÂSIT
(Rızkı genişleten, ruhları bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düşüren)

RÂFİ'
(Yukarı kaldıran, yükselten)

MUİZ
(Yücelten, izzet ve şeref veren)

MÜZİL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMİ'
(Her şeyi işiten)

BASÎR
(Her şeyi gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, çok adaletli)

LATÎF
(Yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan)

HABÎR
(Her şeyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kızgınlıkla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahları bağışlayan)

ŞEKÛR
(Az iyiliğe çok mükafat veren)

ALÎ
(İzzet, şeref ve hükümranlik bakımından en yüce, aşkın)

KEBÎR
(Zatının ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarının her yaptığını bilen, onları hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Lütuf ve keremi çok bol ve çok geniş)

RAKÎB
(Büyün varlığı gözetleyip, kontrol eden)

MÜCÎB
(Dualara karşılık veren)

VÂSİ'
(İlmi ve merhameti herşeyi kuşatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve işleri hikmetli olan)

VEDÛD
(Kullarını çok seven, sevilmeye gerçekten layık olan)

MECÎD
(Şanı büyük ve yüksek)

BÂİS
(Ölümden sonra dirilten)

ŞEHÎD
(Bütün zamanlarda ve her yerde, hazır ve nazır)

HAK
(Varlığı hiç değişmeden duran)

VEKÎL
(Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran)

KAVÎ
(Gücü bizzat kendinden olan, kudretli)

METÎN
(Her şeye gücü yeten, güçlü)

VELÎ
(Sevdiği kullarının dostu)

HAMÎD
(Ancak kendisine hamdedilen, övülmeye layık)

MUHSÎ
(Her şeyi tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen)

MÜBDİ'
(İlkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Hayat veren)

MÜMÎT
(Ölümü yaratan)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden)

VÂCİD
(Dilediğini dilediği zaman bulan, müstağni)

MÂCİD
(Şanı büyük ve yüksek)

VÂHİD
(Sıfatlarında, özelliklerinde tek ve biricik olan)

SAMED
(Tüm ihtiyaçların, niyetlerin, övgülerin, yakarışların yöneldiği eşsiz kudret) 

KÂDİR
(Her şeye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDİR
(Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan)

MUKADDİM
(İstediğini öne alan)

MUAHHİR
(İstediğini geriye bırakan)

EVVEL
(Varlığının başlangıcı olmayan, ilk)

ÂHİR
(Varlığının sonu olmayan, son)

ZÂHİR
(Her şeyde tecelli eden. Tüm yarattıklarında, kendisinden görülebilir izler, işaretler bulunan)

BÂTIN
(Gözle görülemeyen, her şeyde kendinden bir güç bulunan)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(İzzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, aşkın)

BERR
(İyilik ve lütfu sonsuz olan)

TEVVÂB
(Kullarını tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKİM
(Suçlulari adaletiyle cezalandıran)

AFÜV
(Hiçbir günah kalmayacak şekilde günahları affeden)

RAÛF
(Çok şefkatli, çok lütufkar)

MÂLİKÜ'L-MÜLK
(Mülkün ebedi sahibi)

ZÜ'L-CELÂLİ ve'l-İKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSİT
(Adaletle hükmeden)

CÂMİ'
(İstediğini, istediği zaman istediği yerde toplayan)

GANÎ
(Her şeyden müstağni, kendisi dışında her şey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(İstediğine zenginlik verip, zengin eden)

MÂNİ'
(Dilemediği bir şeyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere engel olan)

DÂRR
(Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan)

NÂFİ'
(Hayır ve menfaat veren şeyleri yaratan)

NÛR
(Alemleri nurlandıran, istediği gönüllere ve zihinlere nur yağdıran)
 
 

HÂDÎ
(Hidayet veren, istediği kulunu muradına erdiren)

BEDÎ'
(Eşi ve örneği olmayan, sanatkarane şekilde yaratan)

BÂKÎ
(Varlığının sonu olmayan)

VÂRİS
(Varlığı devam eden, servetlerin gerçek sahibi)

REŞÎD
(Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp, hikmet üzere sonuca ulaştıran)

SABÛR
(Çok sabırlı)


©TRNuke.net
ALLAH'ın (c.c) Güzel İsimleri

  Namaz Vakitleri


  Hava Durumu


  Site İstatistikleri
Toplam Sayfa Gösterimi
7,693,061

Aylık Sayfa Gösterimi
183,209

Kayıtlı Kullanıcı
7,981

  Korunmuş Kitap: Nasıl vermeli?
Gönderen: iSLAMKENT

Nasıl Vermeli?

Vermeli ama nasıl? İnciterek, başa kakarak, gösteriş yaparak vermek "vermek" midir?

Ya da, insanın kendisinin beğenmediği, gönül rızası ile değil ancak gözünü kapatıp alabileceği kötü şeylerden vererek "vermek"?

Ve yahut, sarfettiklerinin o maldaki muhtacın hakkı olduğunu gözardı edip, kendisinin bir lütufta bulunduğunu zannederek, karşılığında verilen insanın izzetini ayaklar altına alarak "vermek"?

Gaflet ve kibirle, kendisinin sadece bir vesile olduğunu unutup, yarın belki de alan el ile veren elin yer değiştirebileceğini düşünmeyerek "vermek"?
 



Belki görünürde hepsi birşeyler vermektir ama hakikatte asla... Vermek ancak Yaratıcı'sına karşı sorumluluk duygusuna sahip, Rabb'inin huzuruna bir gün döneceğini bilen insanın işidir. Çünkü onun verirken yüreği titrer.

Hayatta çoğu kez, ne yapıldığı kadar, onun nasıl yapıldığı da mühim olur. Hatta bir bakmışız, bazen yapılan boşa çıkmış çünkü "nasıl yapıldığı" öne geçmiş. Nihayetinde, lokmaları boğaza dizmeye bir acı söz yeter de artar. Sonrasında diyet parası başa kakılacaksa eğer, kol kesilir ve atılır. Şairin,

"İlticâ etmeyesin nâmerde
Keşf-i hâl etmeyesin bîderde"

dediği kadar vardır.

Kerim Kitab'ımız ise bize sadece ne yapmamız gerektiğini söylemez, aynı zamanda onu nasıl yapmamız gerektiğini de vurgular. Hayatı Kur'an olan Elçi'den itibaren o kervanın seçkin yolcuları da bunu en güzel şekliyle hayatlarına geçirirler. Hassas bir kalp ve dikkatli bir göz baksa, Allah yoluna sarfedişlerde nice incelikler bulacaktır. Kimi veren, elini alttan uzatır. Çünkü istemez ki, karşıya en ufak bir yük olsun. Kimi yoksulun kapısına koyar da sonra sessizce ve kendini belli etmeden çeker gider. Kimseler bilmez, alan kim, veren kim?

Elbette ki, gösteriş ve övünme vesilesi olarak değil, ancak bir teşvik ve vazife bilinciyle veriliyorsa, açıktan vermek de güzeldir ama gizliden vermek daha güzeldir. Çünkü,

Sadakaları açıkça verirseniz o ne güzel! Eğer onları yoksullara gizlice verirseniz sizin için daha iyidir. Allah onları kötülüklerinizden bir kısmına karşı tutar. Allah işlediklerinizden haberdardır. (2:271)

Sonra kimi kültürlerde verilecekler iki elle sunulur ki, tamamıyla ve kıymet vererek karşıdakine yönelindiği belli olsun. Kimi kültürler vardır, sadaka taşı diye şaşılacak bir metod bulmuşlardır, yıllar sonra gelen torunları bunu ancak iç geçirerek anarlar.

Hem "alan el" ile "veren el"in aslında hiç de uzak olmadığını bildikten sonra insan, kalbini ve eylemlerini hep istikamet üzere çekmeye çabalamasın da ne yapsın:

"Değme bir hor-ı hakîre hor deyu kılma nazar
Kalbinin bir gûşesinde arş-ı Rahmân gizlidir"

Gösteriş için, inciterek ve başa kakarak verip de verdiklerini boşa çıkaranların halini ise yine en iyi Kitap tasvir eder. Bu şekilde mal sarfedenin durumu,

... üzerinde biraz toprak bulunan şu kayaya benzer ki, ona şiddetli bir sağanak isabet edince onu düz (çıplak) bir kaya halinde bırakır. Kazandıklarından bir şey elde edemezler. Zira Allah kafirler/nankörler topluluğunu doğru yola eriştirmez. (2:264)

Buna mukabil, Allah'ın rızasını istemek ve içlerindeki imanlarını kökleştirip sağlamlaştırmak için mallarını sarfedenlerin durumu acaba nasıldır?

... yüksek bir tepede bulunan, bol yağmur değince ürünlerini iki kat veren, veya bol yağmur değmese bile, aynı ürünü vermek için çisentinin bile yettiği bir bahçenin durumu gibidir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (2:265)

Son olarak, şu geçici dünya hayatında vermeyenler, verirken yüreği titremeyenler iyi bilmelidir ki, içlerin dış olacağı o son saat pek yakındır.

  • Sevdiğimiz şeylerden vermeye dair bkz. (2:267, 3:92)

  • Rab'lerinin huzuruna döneceklerinden yürekleri titreyerek verenlere dair bkz.(23:60-61)

  • Kol kestiren diyet parası Ömer Seyfettin'in dilinden hoş bir hikayede geçer: "Diyet".

  • Gizli ve açık olarak vermeye dair bkz. (14:31, 2:274, 35:29, 13:22)

  • "Arş-ı rahman gizlidir" diye biten beyit İsmail Mâşukî'nindir.

  • Gösteriş olsun diye mallarını sarfedenlere dair bkz. (4:38)

 
İlgili Konular


"Nasıl vermeli?" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

PageRank
PHP-Nuke
islam|islami forum|voylet
Sayfa Üretimi: 0.04 Saniye